13 Eylül 2015 Pazar

Geri geldim!

Çoook çok uzun bir aradan sonra geri geldim ve fark ettim ki buraları oldukça boşlamışım. Bundan sonra buralarda olacağım o yüzden sık sık yazmayı planlıyorum.



Gelelim bu postun konusuna. Bu sefer blogun genel görünüşünün biraz dışına çıkıp biraz geçenlerde yaşadığım kuaför maceramdan biraz da bunca işleme rağmen saçlarımı nasıl hala canlı tuttuğumdan bahsedeceğim. Biliyorum pek heyecanlı değil ancak lütfen benimle kalıp saçmalıklarıma katlanın


Öncelikle belirtmem gerekir ki ben saçlarını seven ve onlardan bakımı esirgemeyen biriyim. Cilt bakımından ziyade saç bakımına özen gösterdiğim doğrudur. Ancak bu boya ve kesim tarzı işlemlerden kaçtığım anlamına gelmiyor. Saçlarımı seviyorum ve onlara güveniyorum. Yani her türlü işlemden sağ salim çıkacaklarına inanıyorum.

Yanlış hatırlamıyorsam geçen yılbaşında saçlarımı küt kestirip siyaha boyatmıştım ve inanılmaz hoşuma gitmişti. Ben kısa saçla koyu rengi çok yakıştırıyorum. Ve gereksiz derecede beyaz tenli bir kişi olduğumdan yeni kısa siyah saçlarıma bayılıyordum tam anlamıyla. Ancak oldukça talihsiz bir durum olan ve ırsi bir problem olarak ailede baş gösteren beyaz saçlarım yüzünden mutluluğuma gölge düştü. Açıkçası beyazlar pek de sinirimi bozmuyor ancak o gereksiz kişilerin "Aa senin saçların beyazlamış yaa!" nidaları yok mu! Arkadaşım, sana sesleniyorum, inan bana saçlarımda olan biteni senden daha iyi takip ediyorum ve saçlarımın beyazladığının yaklaşık bir 5 yıldır farkındayım.

Her neyse, tahmin edeceğiniz üzere beyazlar siyah saçlarımın arasında ufak ufak boy göstermeye başladı. Ardından dip boya, dip boya, dip boya..... Kendi kendime Yuki'cik bu iş böyle olmaz daha düzgün bir çözüm bul şu saçlarına dedim ve aklıma saç rengimi açmak geldi. bu konuda oldukça gel git yaşadım çünkü saçlarımın siyah halini seviyordum ancak çok uğraştırdıkları da bir gerçekti. En sonunda oldukça rasyonel bir karar alıp saçlarımı açtırmaya karar verdim.

Bu işlem için yaklaşık 170 TL gibi bir miktarı gözden çıkarmıştım çünkü internette açtırma işlemi ile ilgili okuduğum yazılar gözümü korkutmuştu ve iyi bir kuaförde yaptırmak istiyordum. En sonunda annemin bir arkadaşı vasıtasıyla 'o kuaför'ü buldum. Şunu söylemeliyim ki, 21 yıllık ömrümde işini bu kadar iyi yapan ve müşterinin aklını bu denli okuyan bir kuaför daha görmedim.

Saçlarıma yapılan işleme gelirsek, elbette ilk önce saçlarımın tamamına açıcı sürüldü. Bir süre insani moddan çıkmış olduğum için saçlarımın dipleri yaklaşık 4 parmak kadar çıkmıştı. Bu yüzden saçımın doğal rengi ile boyalı olan kısmın keşistiği alanda renk saçmalıkları olmaması için o bölge daha ilgili bir şekilde açıldı ve 40 dk sonra saçlarım yıkandığında gördüğüm şey karşısında inanın ağlamak üzereydim. Saçlarım bu işlem sonrasında hayatımda görmediğim kadar sertleşmiş, kurumuş ve cansızlaşmıştı. Kafamdaki renk farkından bahsetmek bile istemiyorum...

Gören kişiye korku salan sarı turuncu ve koyu bakırımsı renkten oluşan alan bir kez ayrı olarak boyandı. Böylelikle son, yani saçımın komple boyanacağı aşamadan sonra saçta hiçbir renk dalgası kalmaması amaçlanıyordu. Bu işlem sırasında kafa derim biraz sızladı ancak çok rahatsızlık verecek bir derecede değildi. Tekrar bir 45 dk sonrasında saçlarımdan boya temizlendi ve nispeten daha normal bir görünüme kavuştum. Gelelim son boyamaya. Bu işlem sırasında kafa derim kelimenin tam anlamıyla yandı. Gözlerimi kapadım, tırnaklarımı avuç içlerime geçirdim, dişlerimi sıktım ancak hiç etkisi olmadı. Saçımı boyayan kadına tamam yeter daha fazla sürme şunu kafama diye bağırmamak için zor tuttum kendimi. Sonuçta kadının bir suçu yoktu ve boyama işlemi de en fazla 15-20 dk sürdü. Gerçi o 20 dk bana 20 saat gibi geldi, orası ayrı....

Son durulama esnasında korkmaya başlamıştım açıkçası, saçlarım kesinlikle kendinden geçmiş ve çalı süpürgesi gibi bir hal almıştı ve kafa derime de oldukça zarar vermiştim. Ya saçlarım istediğim gibi olmazsa diye korkudan ölüyordum ancak aynanın karşısındaki sandalyeye oturup saçlarımın yavaş yavaş fönlenişini izledikçe korkum yerini hayranlık ve takdire bıraktı. Çünkü istediğim rengi anlatmayı pek becerememiştim ama saçlarımdaki renk o kadar istediğim gibiydi ki... Evet çikolata kahve istiyordum ama biraz daha sıcak bir çikolata olmasını istiyordum, kızıl ışıltılı falan. Yani evet, anlatamıyorum....... Her neyse, sonuç tam beklediğim, olmasını istediğim gibiydi. Kendim boyayı karıştırsam bu kadar mükemmel tutturamazdım. Buradan (her ne kadar bu yazıyı görmeyecek olsa da) Mr. Ego'ya (bu benim kendisine taktığım bir lakap ancak ben de böyle şaheserler yaratsam benim egom ohoo atmosferi aşardı) teşekkür ediyorum. Saçıma herhangi bir şey yaptıracağım zaman hiç düşünmeden kalkıp Eskişehir'den Yalova'ya gidebilirim. Bu arada bu işlem 230 TL tuttu. İçimden bir 'Vöhh!' çektim ancak sonuçtan o kadar memnundum ki bu öğrenci halimle o para gözüme hiç gelmedi (bir kısmını annemden tamamladığım için olsa gerek hihi)


Asıl olay boyatmadan bir kaç gün sonra saçımı yıkadığımda patlak verdi. Saç derim pul pul olmuştu ve saçlarım da deli gibi dökülüyordu. Elimi saçıma attığımda istisnasız ve abartısız en az 3 tel elime gelir olmuştu ve bu iki durum sinirimi feci derecede bozmuştu. Bunun üzerine kuaförün de önerisi olan ve zaman zaman başka yağlarla karıştırıp saçlarımın tümüne sürdüğüm badem yağını yalnızca saç diplerime sürdüm. Yıkama sonrasında da her zaman yaptığım gibi kolay taranması amacıyla ilk önce 'Elseve - Mucizevi Yağ'ı özellikle uçlara olmak üzere tüm saçıma sürdüm. Tarama ve 2-3 dk saçın yağı emmesini beklemenin ardından 'Morfose - Argan yağı'nı sadece uçlara sürdüm. Yine bir 5 dklık bekleyişin ardından 'Urban Care Natural's Keratin Saç Bakım Serumu'nu yine sadece uçlara olmak üzere uyguladım.




Burada bir parantez açıp Urban Care Natural's keratin serumundan biraz bahsetmek istiyorum. Bir arkadaşımın önerisi üzerine aynı markanın argan yağı serumunu almak için Gratis'e girmiştim ancak evde severek kullandığım bir argan yağı varken neden bir tane daha alayım, onun yerine arganın yanında bir de keratin bakımı yapsam şuan saçlarımı daha kolay toparlarım diye düşünüp 'Urban Care Natural's Keratin Saç Bakım Serumu'nu aldım ve ilk kullanışımdan itibaren saçıma yaptığı inanılmaz bakımı hissettim. Açıkçası ben genelde ilk kullanımda pek bir farklılık beklemem ancak bu serumun yarattığı etki mükemmel ötesiydi. Sanırım bir süre argan yağından ziyade bu serumu kullanacağım.


Bunlara ek olarak bir de saç maskesi arayışındayım şu sıralar. Ama keratin serumu beklediğimden de etkili olduğundan dolayı maske olayı bir süreliğine rafa kalkabilir~~



3 Şubat 2015 Salı

İnanmıyorum, Kimchi Yaptım!!

Evet uzun zamandır yazmıyorum. Blogum olduğunu unutmak üzereydim neredeyse. Dünyalar kadar olan boş vaktimi değerlendirme konusunda ne yazık ki pek yeteneksizim. Tekrar tekrar özürlerimi sunuyorum ve yazımın konusuna geçiyorum. Yemek tarifi. Daha doğrusu kimchi tarifi!! Evet, bugün evde kimchi yaptım. Uzun zamandır aklımda olan bir eylemdi ancak gerekli malzemeleri bir türlü toparlayamadığımdan başlayamıyordum. Velhasıl, tatilde İstanbul'a gidiyoruz madem orada imkan boldur elbet bir yerde lahanamı bulurum diyerek kafamda planlar yaptım. İlk girdiğim yerde de meşhur lahanayı buldum. Tabiri caizse sevinçten havalara uçtum. Çünkü bulunmaz Kore lahanasını bulmuştum. Lahanayı bulduğuma göre artık tarife geçebilirim dedim ve yoğun bir araştırmaya girdim. Bir kaç tarif buldum ve bunların karışımını kendi kimchime uyguladım. Pekala, yapım aşamasına geçelim!

İlk denemem olduğu için 1 adet lahana kullandım. Güzel olursa bir dahaki kimjangda daha çok lahana kullanacağım. Lahanaları doğrama aşamasında annemle derin felsefi bir tartışma içine girdik; Bu otlar marul mu lahana mı? Annem inatla bulmak için tee İstanbullara gittiğim yeşilliğin marul olduğunu söylüyordu. Açıkçası görüntüsü de pek bir marulumsu ama kokusu o kadar lahana ki.. Biz karar veremedik.

Bir kutu kimchi bir kutu da kakdukki yaptım. Malzemeleri sayayım hemen

1 adet orta boy yukarıda bahsettiğim yeşillik
2 adet orta boy turp
1 adet kuru soğan
7-8 diş sarımsak
5 adet taze soğan
70 gram pirinç unu
3 bardak su
2 yemek kaşığı şeker
3/4 su bardağı pul biber


Lahanaları uzunlamasına 4 parçaya böldüm ardından hepsini 1 parmak genişliğinde doğradım. Üzerlerinde bir tutam tuz gezdirdim ve şöyle bir karıştırdım. Yarım saatte bir karıştırarak 2 saat beklettim. Aynı işlemi 1-2 cm ebadında kestiğim turplara da uyguladım. Pirinç ununu 3 bardak soğuk suyla muhallebi yapar gibi karıştırdım. Şeffaflaşır gibi olduğunda şekeri ekledim. Bir süre daha karıştırıp soğumaya bıraktım.

Kuru soğanın sadece yarısını kullandım çünkü bir yerde okuduğuma göre fermente olduktan sonra çok kötü kokuyormuş o kokuyu azaltmak adına kendimce böyle bir çözüm uyguladım. Yarım soğan ile temizlediğim sarımsakları rondodan geçirdim. Bir yandan da taze soğanları yine yaklaşık 1 parmak uzunluğunda kestim. Beyaz kısımlarından büyükçe olanları uzunlamasına ortadan ikiye keserek incelttim.

Muhallebiciğim soğuyunca onu bir kaba boşalttım. Üstüne pul biberleri ekledim ve 1 kaşık da soya sosu döktüm. Ben çoğu şeyde soya sosu kullandığım için bunu tercih ettim ama tabii ki isteğe bağlı bir uygulama. Rondodan geçirdiğim soğan ve sarımsakları da ekleyip bir güzel karıştırdım sosumu.

Lahana ve turpları tuzdan arındırmak için tekrar 3-4 kez yıkadım. Tekrar kendi kaplarına koydum. Eldivenlerimi giydim ve.. kimchi sosunu lahanaların üzerine döktüm. Tamamını dökmedim, turplara da ayırdım. Hepsinin soslanması için tüm lahanaları elden geçirdim. Görüntüden tatmin olduğum vakit lahanacıkları saklama kaplarına(dondurma kabı hahaha) koydum. En üste de biraz sostan koyup kapağını kapadım. Turplar da aynı işlemden geçti. 1 gece oda sıcaklığında bekleyecekler ardından buzdolabında saklayacağım.

Yapım aşamasında lahanadan ve turptan da tattık ailecek. Annem ve kardeşim pek acı sevmeyen kişiler olduklarından "Vuaaaaaaahh" nidalarıyda su içmeye koşturdular. Bense kimchinin tadını çıkardım. Ancak tadı biraz tuzsuz geldi. Tuzlama aşamasında az tuz kullanmışım galiba. Siz bu noktaya dikkat edersiniz. Fermentasyon sürecinden sonra tadının nasıl olduğunu tekrar yazacağım. Hihi çok heyecanlı, umarım güzel olur *-*

 

Blog Template by YummyLolly.com - RSS icons by ComingUpForAir