5 Eylül 2017 Salı

Yo!

Geri geldim diyip de 2 yıl sonra post yayınlayan blogger olarak bulunuyorum burada. Diğer  bilgisayarda tarayıcıyı açıp yer imlerinde 'Mono Globe' görünce aklıma geldi bir blogum olduğu.
Evet.
Kesinlikle  abartmıyorum.

Bu blogu açtığımda boş gezenin boş kalfasıydım. Gerçi hala öyle sayılırım ama.. 2. sınıftan sonra kafaya dank eden ulan ben böyle devam edersem mezun olamam idrakı ile her şeyi bi yana atıp derslere verdasafdsa şaka şaka, tabii ki oyun oynadım sürekli. Gezdim, tozdum. Oh. Bi daha mı geleceğiz dünyaya?

Şimdi düşünüyorum da aslında yazabileceğim baya bir şey varmış. Acaba geçmişe dönüp olayları yazsam mı? Okur musunuz? Ama ondan önce ben yazmaya devam eder miyim..? Yanıtlanması gereken en büyük soru şu anda bu.

Eğer yazmaya devam  edersem blog biraz acayip bir hale bürünecek gerçi. Her şeyden ortaya karışık bir şeyler olacak, baya bildiğin vizyonsuz bir blog. Ben okumam sahsen :D 

Neyse eğer post yayınlamaya devam edersem orda düşünürüm ne yapacağımı. Bays.

13 Eylül 2015 Pazar

Geri geldim!

Çoook çok uzun bir aradan sonra geri geldim ve fark ettim ki buraları oldukça boşlamışım. Bundan sonra buralarda olacağım o yüzden sık sık yazmayı planlıyorum.



Gelelim bu postun konusuna. Bu sefer blogun genel görünüşünün biraz dışına çıkıp biraz geçenlerde yaşadığım kuaför maceramdan biraz da bunca işleme rağmen saçlarımı nasıl hala canlı tuttuğumdan bahsedeceğim. Biliyorum pek heyecanlı değil ancak lütfen benimle kalıp saçmalıklarıma katlanın


Öncelikle belirtmem gerekir ki ben saçlarını seven ve onlardan bakımı esirgemeyen biriyim. Cilt bakımından ziyade saç bakımına özen gösterdiğim doğrudur. Ancak bu boya ve kesim tarzı işlemlerden kaçtığım anlamına gelmiyor. Saçlarımı seviyorum ve onlara güveniyorum. Yani her türlü işlemden sağ salim çıkacaklarına inanıyorum.

Yanlış hatırlamıyorsam geçen yılbaşında saçlarımı küt kestirip siyaha boyatmıştım ve inanılmaz hoşuma gitmişti. Ben kısa saçla koyu rengi çok yakıştırıyorum. Ve gereksiz derecede beyaz tenli bir kişi olduğumdan yeni kısa siyah saçlarıma bayılıyordum tam anlamıyla. Ancak oldukça talihsiz bir durum olan ve ırsi bir problem olarak ailede baş gösteren beyaz saçlarım yüzünden mutluluğuma gölge düştü. Açıkçası beyazlar pek de sinirimi bozmuyor ancak o gereksiz kişilerin "Aa senin saçların beyazlamış yaa!" nidaları yok mu! Arkadaşım, sana sesleniyorum, inan bana saçlarımda olan biteni senden daha iyi takip ediyorum ve saçlarımın beyazladığının yaklaşık bir 5 yıldır farkındayım.

Her neyse, tahmin edeceğiniz üzere beyazlar siyah saçlarımın arasında ufak ufak boy göstermeye başladı. Ardından dip boya, dip boya, dip boya..... Kendi kendime Yuki'cik bu iş böyle olmaz daha düzgün bir çözüm bul şu saçlarına dedim ve aklıma saç rengimi açmak geldi. bu konuda oldukça gel git yaşadım çünkü saçlarımın siyah halini seviyordum ancak çok uğraştırdıkları da bir gerçekti. En sonunda oldukça rasyonel bir karar alıp saçlarımı açtırmaya karar verdim.

Bu işlem için yaklaşık 170 TL gibi bir miktarı gözden çıkarmıştım çünkü internette açtırma işlemi ile ilgili okuduğum yazılar gözümü korkutmuştu ve iyi bir kuaförde yaptırmak istiyordum. En sonunda annemin bir arkadaşı vasıtasıyla 'o kuaför'ü buldum. Şunu söylemeliyim ki, 21 yıllık ömrümde işini bu kadar iyi yapan ve müşterinin aklını bu denli okuyan bir kuaför daha görmedim.

Saçlarıma yapılan işleme gelirsek, elbette ilk önce saçlarımın tamamına açıcı sürüldü. Bir süre insani moddan çıkmış olduğum için saçlarımın dipleri yaklaşık 4 parmak kadar çıkmıştı. Bu yüzden saçımın doğal rengi ile boyalı olan kısmın keşistiği alanda renk saçmalıkları olmaması için o bölge daha ilgili bir şekilde açıldı ve 40 dk sonra saçlarım yıkandığında gördüğüm şey karşısında inanın ağlamak üzereydim. Saçlarım bu işlem sonrasında hayatımda görmediğim kadar sertleşmiş, kurumuş ve cansızlaşmıştı. Kafamdaki renk farkından bahsetmek bile istemiyorum...

Gören kişiye korku salan sarı turuncu ve koyu bakırımsı renkten oluşan alan bir kez ayrı olarak boyandı. Böylelikle son, yani saçımın komple boyanacağı aşamadan sonra saçta hiçbir renk dalgası kalmaması amaçlanıyordu. Bu işlem sırasında kafa derim biraz sızladı ancak çok rahatsızlık verecek bir derecede değildi. Tekrar bir 45 dk sonrasında saçlarımdan boya temizlendi ve nispeten daha normal bir görünüme kavuştum. Gelelim son boyamaya. Bu işlem sırasında kafa derim kelimenin tam anlamıyla yandı. Gözlerimi kapadım, tırnaklarımı avuç içlerime geçirdim, dişlerimi sıktım ancak hiç etkisi olmadı. Saçımı boyayan kadına tamam yeter daha fazla sürme şunu kafama diye bağırmamak için zor tuttum kendimi. Sonuçta kadının bir suçu yoktu ve boyama işlemi de en fazla 15-20 dk sürdü. Gerçi o 20 dk bana 20 saat gibi geldi, orası ayrı....

Son durulama esnasında korkmaya başlamıştım açıkçası, saçlarım kesinlikle kendinden geçmiş ve çalı süpürgesi gibi bir hal almıştı ve kafa derime de oldukça zarar vermiştim. Ya saçlarım istediğim gibi olmazsa diye korkudan ölüyordum ancak aynanın karşısındaki sandalyeye oturup saçlarımın yavaş yavaş fönlenişini izledikçe korkum yerini hayranlık ve takdire bıraktı. Çünkü istediğim rengi anlatmayı pek becerememiştim ama saçlarımdaki renk o kadar istediğim gibiydi ki... Evet çikolata kahve istiyordum ama biraz daha sıcak bir çikolata olmasını istiyordum, kızıl ışıltılı falan. Yani evet, anlatamıyorum....... Her neyse, sonuç tam beklediğim, olmasını istediğim gibiydi. Kendim boyayı karıştırsam bu kadar mükemmel tutturamazdım. Buradan (her ne kadar bu yazıyı görmeyecek olsa da) Mr. Ego'ya (bu benim kendisine taktığım bir lakap ancak ben de böyle şaheserler yaratsam benim egom ohoo atmosferi aşardı) teşekkür ediyorum. Saçıma herhangi bir şey yaptıracağım zaman hiç düşünmeden kalkıp Eskişehir'den Yalova'ya gidebilirim. Bu arada bu işlem 230 TL tuttu. İçimden bir 'Vöhh!' çektim ancak sonuçtan o kadar memnundum ki bu öğrenci halimle o para gözüme hiç gelmedi (bir kısmını annemden tamamladığım için olsa gerek hihi)


Asıl olay boyatmadan bir kaç gün sonra saçımı yıkadığımda patlak verdi. Saç derim pul pul olmuştu ve saçlarım da deli gibi dökülüyordu. Elimi saçıma attığımda istisnasız ve abartısız en az 3 tel elime gelir olmuştu ve bu iki durum sinirimi feci derecede bozmuştu. Bunun üzerine kuaförün de önerisi olan ve zaman zaman başka yağlarla karıştırıp saçlarımın tümüne sürdüğüm badem yağını yalnızca saç diplerime sürdüm. Yıkama sonrasında da her zaman yaptığım gibi kolay taranması amacıyla ilk önce 'Elseve - Mucizevi Yağ'ı özellikle uçlara olmak üzere tüm saçıma sürdüm. Tarama ve 2-3 dk saçın yağı emmesini beklemenin ardından 'Morfose - Argan yağı'nı sadece uçlara sürdüm. Yine bir 5 dklık bekleyişin ardından 'Urban Care Natural's Keratin Saç Bakım Serumu'nu yine sadece uçlara olmak üzere uyguladım.




Burada bir parantez açıp Urban Care Natural's keratin serumundan biraz bahsetmek istiyorum. Bir arkadaşımın önerisi üzerine aynı markanın argan yağı serumunu almak için Gratis'e girmiştim ancak evde severek kullandığım bir argan yağı varken neden bir tane daha alayım, onun yerine arganın yanında bir de keratin bakımı yapsam şuan saçlarımı daha kolay toparlarım diye düşünüp 'Urban Care Natural's Keratin Saç Bakım Serumu'nu aldım ve ilk kullanışımdan itibaren saçıma yaptığı inanılmaz bakımı hissettim. Açıkçası ben genelde ilk kullanımda pek bir farklılık beklemem ancak bu serumun yarattığı etki mükemmel ötesiydi. Sanırım bir süre argan yağından ziyade bu serumu kullanacağım.


Bunlara ek olarak bir de saç maskesi arayışındayım şu sıralar. Ama keratin serumu beklediğimden de etkili olduğundan dolayı maske olayı bir süreliğine rafa kalkabilir~~



3 Şubat 2015 Salı

İnanmıyorum, Kimchi Yaptım!!

Evet uzun zamandır yazmıyorum. Blogum olduğunu unutmak üzereydim neredeyse. Dünyalar kadar olan boş vaktimi değerlendirme konusunda ne yazık ki pek yeteneksizim. Tekrar tekrar özürlerimi sunuyorum ve yazımın konusuna geçiyorum. Yemek tarifi. Daha doğrusu kimchi tarifi!! Evet, bugün evde kimchi yaptım. Uzun zamandır aklımda olan bir eylemdi ancak gerekli malzemeleri bir türlü toparlayamadığımdan başlayamıyordum. Velhasıl, tatilde İstanbul'a gidiyoruz madem orada imkan boldur elbet bir yerde lahanamı bulurum diyerek kafamda planlar yaptım. İlk girdiğim yerde de meşhur lahanayı buldum. Tabiri caizse sevinçten havalara uçtum. Çünkü bulunmaz Kore lahanasını bulmuştum. Lahanayı bulduğuma göre artık tarife geçebilirim dedim ve yoğun bir araştırmaya girdim. Bir kaç tarif buldum ve bunların karışımını kendi kimchime uyguladım. Pekala, yapım aşamasına geçelim!

İlk denemem olduğu için 1 adet lahana kullandım. Güzel olursa bir dahaki kimjangda daha çok lahana kullanacağım. Lahanaları doğrama aşamasında annemle derin felsefi bir tartışma içine girdik; Bu otlar marul mu lahana mı? Annem inatla bulmak için tee İstanbullara gittiğim yeşilliğin marul olduğunu söylüyordu. Açıkçası görüntüsü de pek bir marulumsu ama kokusu o kadar lahana ki.. Biz karar veremedik.

Bir kutu kimchi bir kutu da kakdukki yaptım. Malzemeleri sayayım hemen

1 adet orta boy yukarıda bahsettiğim yeşillik
2 adet orta boy turp
1 adet kuru soğan
7-8 diş sarımsak
5 adet taze soğan
70 gram pirinç unu
3 bardak su
2 yemek kaşığı şeker
3/4 su bardağı pul biber


Lahanaları uzunlamasına 4 parçaya böldüm ardından hepsini 1 parmak genişliğinde doğradım. Üzerlerinde bir tutam tuz gezdirdim ve şöyle bir karıştırdım. Yarım saatte bir karıştırarak 2 saat beklettim. Aynı işlemi 1-2 cm ebadında kestiğim turplara da uyguladım. Pirinç ununu 3 bardak soğuk suyla muhallebi yapar gibi karıştırdım. Şeffaflaşır gibi olduğunda şekeri ekledim. Bir süre daha karıştırıp soğumaya bıraktım.

Kuru soğanın sadece yarısını kullandım çünkü bir yerde okuduğuma göre fermente olduktan sonra çok kötü kokuyormuş o kokuyu azaltmak adına kendimce böyle bir çözüm uyguladım. Yarım soğan ile temizlediğim sarımsakları rondodan geçirdim. Bir yandan da taze soğanları yine yaklaşık 1 parmak uzunluğunda kestim. Beyaz kısımlarından büyükçe olanları uzunlamasına ortadan ikiye keserek incelttim.

Muhallebiciğim soğuyunca onu bir kaba boşalttım. Üstüne pul biberleri ekledim ve 1 kaşık da soya sosu döktüm. Ben çoğu şeyde soya sosu kullandığım için bunu tercih ettim ama tabii ki isteğe bağlı bir uygulama. Rondodan geçirdiğim soğan ve sarımsakları da ekleyip bir güzel karıştırdım sosumu.

Lahana ve turpları tuzdan arındırmak için tekrar 3-4 kez yıkadım. Tekrar kendi kaplarına koydum. Eldivenlerimi giydim ve.. kimchi sosunu lahanaların üzerine döktüm. Tamamını dökmedim, turplara da ayırdım. Hepsinin soslanması için tüm lahanaları elden geçirdim. Görüntüden tatmin olduğum vakit lahanacıkları saklama kaplarına(dondurma kabı hahaha) koydum. En üste de biraz sostan koyup kapağını kapadım. Turplar da aynı işlemden geçti. 1 gece oda sıcaklığında bekleyecekler ardından buzdolabında saklayacağım.

Yapım aşamasında lahanadan ve turptan da tattık ailecek. Annem ve kardeşim pek acı sevmeyen kişiler olduklarından "Vuaaaaaaahh" nidalarıyda su içmeye koşturdular. Bense kimchinin tadını çıkardım. Ancak tadı biraz tuzsuz geldi. Tuzlama aşamasında az tuz kullanmışım galiba. Siz bu noktaya dikkat edersiniz. Fermentasyon sürecinden sonra tadının nasıl olduğunu tekrar yazacağım. Hihi çok heyecanlı, umarım güzel olur *-*

22 Kasım 2014 Cumartesi

Mim. Mim. Bia'dan Mim ~

Vuaaa! İlk defa mimlendim. Hem de Bia-Bia tarafından! Aylar önce yazmam gereken yazıyı gerek vakit bulamayışımdan gerekse uyuşukluğumdan kaynaklanan bir gecikmeyle şuan yazıyorum. Daha 2015'e var diyerek erteledikçe erteledim.. 2015 kapıya dayandı. Hedeflerimi artık belirlemem gerekti. Ayrıca, zamanında kendisine biraz nahoş davranmış olsam da bunun tribini atmadığı için sevgili davşanımız Bia'mıza teşekkür ediyor ve her ne kadar kendimce mazeretim olsa da pata küte davranışımdan dolayı özürlerimi sunuyorum efenim.

Bu arada mimin konusu da şöyle: 2015'ten beklentilerimiz ve başarmayı planladığımız en az 5 hedef. Evet girişi yaptığıma göre hedeflerime geçebilirim sanırsam..




#1 Dersler

Evet tahmin ettiğiniz gibi ilk sırada derslerim var. Kötü başlayan dönemi finallerde toparlamayı hedefliyorum ve daha da ileri gidiyorum; finallerde 100'ü çakmayan en adi... insan evladı olsun. 100 çok oldu değil mi? 85'ten yukarısını hedefliyorum o zaman diyorum ve noktayı da koyuyorum.

Üniversitede rahata kavuşacaksınız diyerek kandırdılar bizi lisede. Hani bak, 3. senemdeyim bir gün yüzü göremedim.. Genciz, toyuz diye kandırmışlar bizi. Hazırlık nispeten daha rahattı şimdi, hakkını yemeyeyim ama geri kalanı bok. Cumartesi sabahın 9'unda sadece 5 dakika süren sınav için okul yollarında süründüm ben. Okulumu da söyliyim hemencik. Anadolu Üniversitesi. Kampüs iyi hoş ama, o saatte sınav olmaz canlarım. Neyse fazla uzatmadan diğer hedefe atlıyorum.


#2 Kültürel Faaliyetler

Eğer üniversiteli olduğunuzu iliklerinize kadar hissetmek istiyorsanız kültürel etkinlikler olmazsa olmazdır. Seçenekler de boldur yani, o konuda sıkıntı çekmezsiniz asla. Mesela saçma bir sebepten dolayı bilet işini son güne bıraktığımız Akbank Caz Festivali'ne gidemediğimiz için -evet, bilet bulamadık- hepimizin içine öküz oturmuştu. Sinema, tiyatro, konser, gösteri, dinleti, hatta opera gibi her çeşit etkinliğe sahip bir şehirde okuduğum için kendimi şanslı sayıyorum ama gel gelelim 'bu yukarıda saydıklarından kaç tanesine gittin söyle' derseniz ağzımdan tek kelime çıkmaz. Bu yüzden Eskişehir'in tüm nimetlerinden sonuna kadar faydalanmayı kendime görev bileceğim ve tüm bu etkinliklerle ruhumu doyuracağım. Sene başından beri sinemaları fethettik ancak henüz tiyatroya gitme fırsatı bulamadık. Biletler de oldukça uygun ama bizdeki üşengeçlik işte..


Bu etkinlikler dışında kitaplarıma geri dönmek de istiyorum. Tamam yeni evdeyiz, düzenimizi oturtamadık falan ama bu bahaneler artık geçerliliğini kaybetti. Yazın aldığım kitaplar hüzünle bana bakıyor raftan. Öte yandan okumak istediğim kitaplar listesi de uzamaya devam ediyor. Çok da meşgul biri değilim ama nedense vakit ayıramıyorum. Hep bir bahane..



#3 Maddiyat

Paraya önem vermediğim nereden belli, 3. sıraya atmışım. Üstteki hedeflerimi gerçekleştirebilmek için paraya ihtiyacım var ve ufaktan para sıkıntısı çekmeye başladım. Bu yüzden albüm almayı da bıraktım. Oysa deli gibi istediğim o kadar çok albüm var ki.. Hepsini ertelemek zorundayım lanet olası doğal gaz faturası yüzünden. Geçen sene gül gibi geçindiğim, üstüne de her ay albüm siparişi verdiğim bursla bu sene 3 haftayı zor çıkarıyorum. Daha dikkatli harcamaya başlamalıyım, iş bulacağım da yok zaten. Bi çeviri işi muhabbeti vardı ama bakalım hayırlısı. Güya para biriktirip fotoğraf makinesi alacağım 2 yıldır.. O zaman ne diyoruz. Bu sene biriktirebildiğim kadar biriktiriyorum ve fotoğraf makinesine 1 adım daha yaklaşıyorum.




#4 Yarım Kalanları Bitirelim!

Yarım bıraktığım tüüüm  animeleri ve mangaları tamamlayacağım bu sene. O kadar çok yarım bıraktığım seri var ki isimlerini hatırlayamıyorum artık. Bu yarım serilerin üzerine yeni yeni izleyeceğim seriler de eklenince neden sürekli evde olduğuma bir açıklama getirebileceğim artık. Arayanlara cevabım kanka anime izliyorum olacak. Bir de kendime kalorifer yanında bir mekan yaptım mı.. ohh mis. Bundan sonra beni ev kuşu diye çağırın bebişlerim.




#5 Dil öğrenelim

Yarım bıraktığım Korece'ye devam edeceğim ve güzelim yabancı dil zekamı çöpe atmak yerine kullanmayı tercih edeceğim. Ne güzel bayağı ilerlemiştim, kullanmayınca unuttum tabii çoğu şeyi. Korece'de tatmin edici bir gelişme kaydeder kaydetmez Japonca'ya geçeceğim. Konuşmasına konuşurum ama yazmayı da öğrenmek gerek. 3 alfabeden birini seçip başlarım artık. Ya da nasıl öğrenilmesi gerekiyorsa.. Hiç bilgim yok o konuda. Aslında dil kursu açsalar çok iyi olur. Bi araştırma yapmak lazım ama pek umudum yok.. Dilleri çözdüğüm an cüzdanım dışında hiçbir şey beni burada tutamaz. Bilet parasını denkleştirdiğim an hello çekik gözlüler. Ah ah ne güzel hayaller bunlar böyle.


Benim 2015'te gerçekleştirmek istediğim hedeflerim bunlar. Ne kadarında başarılı olurum bilinmez ama elimden geleni yapacağım. Son hedeften şüpheliyim gerçi tek başına yeni dil öğrenmek hem zor hem de bir yerden sonra sıkıcı oluyor ._. Neyse ev arkadaşımı kafalarım o da Korece öğrenir benimle birlikte. Hem zaten ev arkadaşları böyle günler içindir u.u

Bakalım Ezgi'ciğin 2015'teki hedefleri nelermiş..

10 Ekim 2014 Cuma

EXO'ya neler oluyor..?

Aslında başka bir yazı yazıyordum ama Luhan'ın EXO'dan ayrıldığı haberini okuyunca bununla ilgili bir şeyler yazmam gerektiğini düşündüm. SM hangi kafayla idare ediyor idolleri bilmiyorum ama gelişmelere bakarsak tam anlamıyla bonzai kafası.



İlk Kris gruptan ayrıldığında netizenlerin tepkisi çok aşırıydı. Grubu sattın vb suçlamalarla yükleniyorlardı aynısını Luhan'a da yapacaklar mı merak ediyorum.

SM'in idolleri aşırı çalıştırdığı ve bu konuda kötü bir şöhretinin olduğu gerçek ama idoller de bunu bilerek bu şirketle anlaşma imzalıyorlar. Başta her şeyi yaparım aabi deyip sonradan zoru görünce caymak.. Bana gruptan ayrılma konusunda pek de haklılar gibi gelmiyor. Evet şuan EXO en gözde SM grubu olabilir ve bu yüzden de extra çalışıyor olabilirler ama bu gruptan ayrılmayı ve Çin'de film anlaşmaları imzalamayı haklı kılmıyor malesef.

Öte yandan eğer aynı gruptan 2 kişi ayrılma kararı alıyorsa -ben bu ayrılıkların devam edeceğini düşünüyorum- ortada büyük bir problem var demektir. SM gidene kal demem asla mantığını sürdürürse idollerini birer ikişer kaybedecek.


EXO olayına biraz daha yakından bakalım; Her grubun geçtiği yollardan geçmedi EXO. Şöhret basamaklarını birer birer tırmanıp popülerliğin ne olduğunu yavaşça öğrenmeleri gerekiyordu ama gerek SM'in politikaları, gerek her insanda bulunan beğenilme, takdir edilme ve popüler olma isteği onları birden ünlü etti. Yıldızları parladı. Sonra da grupta çatlamalar meydana geldi ve.. buum! Şuan bulundukları noktaya geldiler. Çaylak grup gibi takılmaları gerekirken kendilerini ilginin odağında ve aşırı derecede popüler buldular, haliyle bu kadar şöhreti kaldıramadılar. Çaylak bir gruptan olgun olmasını ve mantıklı kararlar vermesini beklemek zaten yanlış. Herkes spot ışıklarının kendi üstünde olmasını ister. Diğer üyeler de görünsün ama en çok ben görüneyim düşüncesi her yeni grupta vardır. En popüler ve en çok sevilen olma isteği. Bu istek zorluklara birlikte göğüs gererek başarısızlıklardan birlikte sıyrılarak köreltilir. Ama EXO'nun bunları yaşayacak fırsatı olmadı.

Bence EXO'da problemleri başlatan şey Baekhyun ve Taeyeon'un ilişki yaşamaya başlamaları. Düşünün bir gruptasınız ve neredeyse 0 uykuyla etkinlikten etkinliğe koşuyorsunuz hatta belki de çekimler için yurtdışına bile gitmeniz gerekiyor. Siz kendinizi parçalarken, durup soluklanmaya bile zaman bulamazken grup arkadaşınız sevgilisiyle buluşmalara gidiyor. Amanın! Cinayet sebebi. Şaka bir yana gerçekten büyük problemler yaşanabilecek bir konu. Biri çalışır biri yatar kıyamet ondan kopar demiş atalarımız. Tamam bu söz pek böyle olmasa da bu yöne de çekilebilir bence..

Neyse. Empati yapmaya kaldığımız yerden devam edelim. Siz Kore'de yaşayan bir Çinlisiniz. (Korelilerin kendi milletinden olmayan ünlülere karşı tutumu ortada. Bkz. f(x) Victoria) Görünüşte tek bir EXO var ama EXO-K sizin içinde bulunduğunuz EXO-M'den daha aktif ve doğal olarak daha çok kazanıyorlar.Yetenek bazında onlardan hiç bir eksiğiniz yok ve hatta belki K'dekilerden daha fazla pratik yapıyorsunuz ama bu çabalarınızın karşılığını istediğiniz şekilde alamıyorsunuz. Öte yandan ülkenizdeki ünlüler sizin kadar hatta sizden daha az çalışarak sultanlar gibi yaşıyor. Bu durumda ne hissedersiniz, ne düşünürsünüz, ne yaparsınız? Kesinlikle! Eğer burada hak ettiğim değeri bulamıyorsam ben de bana daha fazla ilgi gösterecek bi yere giderim. Hele ki Luhan'ın Çin'deki popularitesini ve fanlarını göz önünde bulundurursak bu varsayımın gerçekleşme ihtimali oldukça yüksek.

İdol grupları biz hep birbirine çok bağlı, kardeşten de öte arkadaşlar olarak biliriz ya da öyle bilmek isteriz. Ancak son gelişmelerle birlikte anladık ki aslında bu kardeşlik sadece TV'ye, programlara çıktıklarında oynanan bir rolmüş. Tabii bu tüm gruplar için geçerli olmayabilir. Gerçekten birbirine bağlı gruplar da yok değil ama sektörün durumu büyük olasılıkla böyle. Son skandallarla birlikte sektörün tüm itici yönleri göz önüne serildi. Bu noktadan sonra, bu kadar gerçekten sonra hala her şeye olumlu bakabilmek için polyanna olmak gerekir.

Luhan'ın gruptan ayrılma nedeni olarak öne sürdüğü sebebe gelirsek; ben bu durumun kişiyi gruptan ayrılmaya yetecek kadar büyük bir problem olmadığını düşünüyorum. Elbette sağlık en önemli şey ancak aktiviteler yüzünden sağlığı bozulan ya da sağlığı tehlikeye düşen tek idol Luhan değil. Hatırlarsanız Onew sesini kaybetme tehlikesiyle karşı karşıyaydı. Ameliyat oldu ve dinlenmeye devam etmesi gerekirken şuan Japan Arena Tour'da şarkı söylüyor. Bir sasaeng Yunho'nun içeceğine japon yapıştırıcısı dökmüştü. Apar topar hastaneye gidildi vs örnekleri çoğaltabiliriz. "Aman be başlarım böyle şeye. Bırakıyorum ben!" diyebilirlerdi. Sanırım vermek istediğim mesajı aldınız.

 Eğer idol olmak, tanınmak, şöhretin zirvesine çıkmak istiyorsan buna hoplaya zıplaya, kırlarda çiçek toplayarak başaramazsın. Bazı bedeller ödemek, bazı şeyler yaşamak zorundasın. Hoşuna gitmeyen şeyler olduğunda, zorluklarla karşılaştığında çözümü gruptan ayrılmakta buluyorsan bir şey diyemeyiz ancak arkanda durulmasını ve sana sonuna kadar destek verilmesini istemen yanlış. Tabii ki Luhan'ı seven fanlar onu sevmeye devam edecek ama gidip Kris gibi Çin'de bir şirketle film, dizi, reklam artık her neyse, onun anlaşmasını imzalarsa gerçekten sağlık problemleri yüzünden EXO'dan ayrıldığına inanmamızı da beklemesin. Böyle de restimi çekerim u.u


1 Ekim 2014 Çarşamba

Jessica SNSD'den Atıldı!?



Dün gece yatmadan önce nette şööyle bir gezinirken rastladım ilk önce habere, hacker falan yazmıştır diye çok da üstünde durmadım. Sabahki rutin facebook kontrolümde okuduğum gelişmelerle şok oldum desem yeridir. Beni tanıyanlar bilir SNSD fanı değilim ve Jessica'yı da pek sevmem. Buna rağmen bir fangirl olarak Sone'ler neler hissediyor az çok anlayabiliyorum. Jessica'nın yazdıkları ile SM'in yaptığı açıklamanın birbirini tutmaması da cabası. SM'e anti değilim ama SM'in bu aralar saçma sapan hareketler yaptığı da herkesin malumu. SM'in bünyesindeki, hatta Kore'deki en güçlü kız grubunu kendi eliyle çatır çutur parçalayacağına da inanmıyorum. Sonuçta Girls' Generation'a bunu yapan SHINee'ye ne yapmaz..

Tabii bu olayın ardından Netizenler durur mu, hemen teoriler uydurmaya başladılar. Haber sitelerinde çeşit çeşit 'haberler' var. Bazı yazılar gerçekten mantık dışı ancak bazıları da var ki insan içinden gerçekten olabilir mi diyor. Jessica'nın BLANC'ı gruptan önde tuttuğuna ve moda tasarımı okumak için Amerika'ya gitmek istediğine dair söylentiler, Tyler Kwon meselesi.. Şahsen ben de Jessica ile Tyler Kwon arasında bir ilişki olduğunu düşünenlerdendim ta ki Tyler Kwon Weibo hesabını güncelleyene kadar. Hal böyle olunca Jessica sebepsiz yere gruptan atılmış gibi oluyor.

Her saniye yeni bir bilgi ortaya çıksa da olayın iç yüzünü değil, sadece bize yansıtılanı biliyoruz ama Sunny'nin radyoda bu konu hakkında ufak da olsa düşüncelerini dile getirmesi, üyelerin fanmeetingde ağlamaları  şuan kesin olan tek bir şey olduğunu kanıtlar nitelikte. Herkes üzgün, kimse bu ani gelişmeden memnun değil. Ne üyeler, ne Jessica ne de SONE..  #StayStrongSones #StayStrongSNSD




-- Skandallar peşpeşe patlak veriyor, bir gün SHINee'li bir şey okuyacağım diye iyiden iyiye korkmaya başladım.. --


23 Eylül 2014 Salı

Ao-Haru-Ride

İlk yazım openingine bayıldığım ancak ne yazık ki sonlanan anime Ao Haru Ride ile ilgili. Yehhuu!!


Manganın yeni bölümünü beklerken deli gibi izlediğimi, izlerken de ayılıp bayıldığımı kabul etsem de hayal kırıklığına uğradığımı inkar edemem. Mangayı tanıtmak amacıyla yayınlanan ve dolayısıyla kısa kesilen türde animelerdir shoujolar. Bu yüzden hep en olmadık yerde final yaparlar ki devamını merak edip mangayı okuyalım. Çakallar >.>

Openingine, endingine, OST'una, çizimlerine, karakterlerine kısacası her şeyine bayıldığım nadir animelerden Ao Haru Ride. "E madem her şeyini beğendin neden hayal kırıklığına uğradım diyorsun?!" diye soruyorsunuz tabii, dört gözle beklenen animeler listesinde 10. sırada olan ve yayınlanmaya başladığı anda çok büyük bir izleyici kitlesi toplayan animenin bu kadar kısa tutulması beni hem üzdü hem sinirlendirdi. 

Evet shoujo animelerin kısa tutulduğunu yukarıda söyledim ama 12 bölüm bu kadar güzel giden ve beklentinin tavan yaptığı bir anime için çok, çok az. Herkes birbirini "Yeni sezon olur dimi ya? Olması lazım. Kimi ni Todoke gibi yaparlar belki, hmm?" diyerek teselli ediyor. Yazık değil mi bizim gibi gencecik bireylere? Okul başladı ve Ao Haru Ride bitti. Double effect ov yee -.-

Bunun dışında mangadaki olaylardan da neredeyse hiç bir kesit gösterilmedi. Mangada çok etkileyici bölümler vardı, kesinlikle animede gösterilecek cinsten. Bu da benim içimdeki fangirlün 2. sezonun geleceğine dair umutlanmasına yetiyor da artıyor bile ama tabii mangaka ne yapar bilemeyiz. Onun karşısında boynumuz kıldan ince TT-TT

Bazen 'Bokura Ga İta' okuyormuş hissiyatı veren gözde mangamın animesiyle ilgili söyleyeceklerim şimdilik bu kadar. Ancak ilk yazımı Kou'nun tam benim tipim olduğunu söylemeden sonlandırmak da istemedim. :D

Not: Kominato-kun'u Taemin'e benzeten bir tek ben miyim acaba? o.O  



Aya Kominato
Lee Taemin

Siz ne düşünüyorsunuz, benziyorlar mı? ^-^ 


Bu da bahsettiğim opening *-* -->

 

Blog Template by YummyLolly.com - RSS icons by ComingUpForAir